Bir ilkbahardı — toprak uyanıyor, ben sana uyanıyordum.
Gözlerin, yağmurun ilk damlası gibiydi;
Bir dokundu, yandım.
Adını bilmeden sevdim seni,
Yüreğim seni görünce kendi adını unuttu.
Bir gülüşünle başladı hikâye,
Bir susuşunla büyüdü,
Bir vedanla tamamlanamadı.
O gün, sen giderken bir şey kaldı bende değil, Sende kaldı yüreğim.
Zaman geçti, şehir değişti,
Aynı sokaklardan farklı adımlar geçti.
Ama ben her köşede seni duydum,
Bir pencere perdesi kıpırdasa —
Sen sanıp döndüm.
Her gece aynı cümleyle kapandı içim: Sende kaldı yüreğim.
Geceleri yıldızlara anlatıyorum seni,
“Onu unut” diyorlar,
Ama nasıl unutulur bir yürek,
Kendisi sende kalmışken?
Ben yandıkça, sen parlıyorsun uzaklarda;
Bir yangının iki ucuyuz biz,
Ben kül, sen ışık.
Bir gün döner misin diye sormuyorum artık.
Çünkü biliyorum:
Sen dönsen bile, o eski ben kalmadı ki.
Sen götürürken yüreğimi,
Bende sadece kabuğu kaldı bu bedenin.
Gerisi çoktan sende… Sende kaldı yüreğim.
Rüyalar bile seni tanıyor hâlâ,
Her gece oradasın,
Bir adım ötede,
Bir “nasılsın” kadar yakın,
Bir “hoşça kal” kadar uzak.
Sözler bitti, dualar sustu,
Ama bir tek cümle hâlâ yanıyor içimde: Sende kaldı yüreğim.
Bir gün olur da rüzgâr saçlarına dokunursa,
Bilesin ki ben oradayım.
Bir serinlik geçerse yüzünden,
Bilesin, bu yürek hâlâ senin yanında atıyor.
Ne zaman bir şarkı duysan “biz” diye başlayan,
Bil ki o satırların arasında bir kalp çarpıyor hâlâ. Sende kaldı yüreğim, Mihriban.
Bir daha geri dönmedi.